Farklı günlerde olsa da bana seçme şansı verilse adının hakkını veren Pazar günleri olan pazarları severim. Cumartesi gününden hevesle ağaçtaki vişne, kiraz kovaya toplanır ve ertesi gün pazarda kazanılacak parayı sayarak uykuya dalınır. 1-2 kova ile gidilip yerleşilir mahalle pazarına ve reçel yapacak müşterilerden ilkinin karşısına çıkmasıyla seçim yapma anı gelmiş çatmış olur:

En son kaça olur?

Bu soruya verilen cevap o günü ve sonrasını değiştirir. Eğer kovadakiler düşük fiyattan satılırsa, reçelciler taşıyabildiğini satın alır ve kısa sürede para cebe atılır yola çıkılır ya da indirim yapılmaz ve pazarın sonuna kadar daha fazla para kazanılır.

Çocuğun seçimi kolaydır.

Bir kaç saat sonra evde televizyon karşısında TRT’de yayınlanan programa dalınır 80’lerde. Seçim şansının olmamasının dayanılmaz farkında olmayışında ekranda ne varsa izlenilir. Sonra güç sahibi yaparlar çocuğu, ikinci bir TV kanalı hizmete başlar. Acaba alternatifin olması her zaman seçim yaptığımız anlamına mı gelir? Mesela günümüzde binlerce televizyon kanalı, televizyona alternatif farklı platformlar, sinemalar, tiyatrolar var. Bu kadar seçenek içinde de kararsız kalıp arkadaşlarımızın tavsiyelerine başvuruyoruz, yetmediği durumlarda internette forumlarda yazan öneriler arasından seçimler yapıyoruz. Seçenekler arttıkça bizim yerimizi sayıyı en aza indiren Netflix gibi yeni yayın platformları kapımızdan giriyor.

Seçimlerimiz, iyi yapılan seçimleri seçmenin ötesine gidemiyor mu?

Seçme ve seçilme derken gideceğim yer seçme hakkımı kullanarak yaptığım birkaç Kore dizisini size anlatmak olacak. Bu günlerde benim için güzel bir Kore dizisinin en önemli özelliği, eşimin de ilgisini çekebilecek ve benimle izleyebilmesini sağlayabilmesi. Ama öncesinde, Kore dizileriyle tanışmam ve beni kendisine çekmesi ise, tiyatro sahnesindeki gibi oyuncuların tepkilerinin büyük ve abartı olması, kimbilir belki de Kore sokakları büyük bir tiyatro sahnesidir. Konu bulmakta da zorlanmıyor Kore sineması. Sürekli birilerinin dünyayı kurtardığı, aşkın ne kadar büyük olduğunu anlatabilmek için cinselliğin süresinin o kadar uzatıldığı filmlerden sıkıldıysan da iyi bir tercih olabilir. Ha bu arada öpüşme süresinden arttırılan süre ağlama sürelerine fazlasıyla ekleniyor. O göz yaşları dinmek bilmiyor. Yeşilçam’ımızda bakışların durdurduğu zaman yine burda karşımıza çıkıyor ama bizdeki gibi göze zum, göze yakınlaş gibi değil. Bizdeki, “hayır Nalan yalan söylüyorsun!” ve sonrasında gelen tokat yerine burada şiddeti genelde kadınlardan ve yaşlılardan görüyoruz. Şiddet dediysem de sevgilerini gösterme şekli olarak. Bu tür sevgi gösterme şekli, “köftem benim” denilmek suretiyle torunun neresine erişildiyse çimdiklenmek suretiyle kurulan sıcak bağ bildiğim çoğu ailede de var. Bu yönüyle, Sarıyer’de deniz manzaralı evde kalan fakir ailenin karakterlerinden daha çok ortak ya da nostaljik konu bulabiliyorum. Bu yönünü bizim sinemacılarımız da çoktan keşfetmiş olmalı ki, bizim hayatımıza da çok fazla Kore dizilerinden uyarlanan yapımlar girmeye başladı. Hadi dizileri anlatmaya başla dediğinizi duyar gibi oluyorum. Bunu duymuştum; çok yorgunluktan ya da bir yaştan sonra insanlar olmayan sesler duyabiliyormuş.

Size ilk bahsedeceğim dizi Start-up. 2020 yılı yapımı bir dizi. Anne babası ayrılan torununu mutlu etmek için evinde bir süreliğine kalan yetim ama finans dahisi çocuktan torununa mektuplar yazmasını isteyen babanne, mektubu yazan ismi olarak gazetede gördüğü sıradan bir ismi, çocuk yaşta matematik olimpiyatını kazandığı için gazetede adı çıkan bir çocuğun ismini, yazar. Yıllar geçer ve bu kız mektup arkadaşını ilk aşkı beller ve ilişkilerinin hiç biri uzun sürmez. Zengin biriyle evlenen annesiyle kalan kız kardeşi, babası öldükten sonra babannesiyle kalan kızımız, zengin olan finans dahisi yetim çocuğumuz ve gazetede adı geçen ve geliştirmekte oldukları start-up ile şirket olmaya çalışan matematik şampiyonu çocuğumuz. Mühendislik okuyan erkek prototipi kesinlikle çok başarılı ve ianandırıcıydı, izlemesi de o kadar keyifliydi.. Oyuncular, karakterler, konunun işlenmesi, günümüz girişimcilerinin hayatının içinden romantik bir dizi. Tadı damağımda kaldı.

Aklıma gelmişken, Parazit filmini henüz izlemediyseniz mutlaka izleyin.

Bir diğer dizi I am not a Robot. İnsan alerjisi olduğu için insanlardan uzak duran bir zengin adam ve eski sevgilisi tarafından kendi yüzü model alınarak yapılan robotun yerine geçen kızımız. Sözde makine öğrenimi ile kendini geliştiren robot gibi davranmaya çalışan ve tepkilerini bu şekilde vermeye çalışan bir insanı izlemek keyifliydi. Adamın nedense enerjisinde bazen yapmacıklık hissettim ama diğer kadro başarılıydı.

Bu iki diziden favorim Start-up kesinlikle. Bu iki diziyle motive olunca bana önerilen diğer dizileri teker teker açtım. İlkini 2 bölüm izledim ama birşey sürüklemiyordu. Sonra başkasını açtım ama yarısına gidemedim. Bütün güvenim kayboldu. Artık kendi başımaydım. Nasıl ve neye göre seçecektim. İç güdüsel olarak sadece introlarını izleyerek karar vermeye çalıştım. Bazılarına yine şans vermek istedim ama hiçbiri yüzümü güldürmedi.

Neye bakıyordum peki girişlerinde?

Karakterler çok salaksa es geçmek her zaman doğru olmuyor. Önceden de dediğim gibi karakterler abartı görünse de iyi işlenmiş konular çıkabiliyor. Sağdan soldan uçuşan çizimler pek hoşuma gitmiyordu ama bu da şaşırtabilirdi. Ama bir yerden başlamam gerekiyordu ve ilk bu uçuşan kalitesiz çizimli introları eledim. Bu arada Start-up’ın introsu basit ama vintage ve göz zevkine hitap ediyordu. Sadece introsu cezbetmişti bile. Böyle introlara bakarken, tavsiyelerde en üstlerde olan ama kapak fotoğrafı çok ilgimi çekmeyen bir dizi ile devam etmeye karar verdim. İntrosu güzel bir masal kitabının çizimleri ile başlayan dizi, bu karakterlerin animasyon karakteri olarak devam etmesiyle başladı. Acaba animasyon mu diyerek izlemeye devam ettik. Anlatış şekli ilgi çekiciydi. Sonra insan karakterler çıktı. Asosyal bir masal yazarı kadın, otistik bir abi ve sessiz bir erkek kardeş. It is okay not to be okay. Biraz önce son bölümü izledim ve bitmesini hiç istemedim. Her bölümün başlığı farklı bir masal’ın adı. Kurtlarla Koşan Kadınlar’ı okuyanlar bilir, yazar bildiğimiz ya da bilmediğimiz bir sürü masala farklı bakış açısıyla yaklaşır ve dikte edilen doğrularımız için tekrar düşünmemizi sağlar. Bu dizide de böyle bir durum var demiyorum ama her masalı yönetmen kendine göre diziye katmış ve güzel işlemiş. Otistik abiyi oynayan kişiye özellikle bayıldım. Çok güzel bir karakter çıkarmış.

En çok hangisini mi beğendim?

Assolistler en son çıktığı için en sona en beğendiğimi sakladım. Sanırım bir süre Kore dizisi izlemeyeceğim. Neden diye soracak olursanız, size cevap vermeyeceğim. İngiliz dizisi izlemek istiyorum. Sıcak çayın üzerine biraz da süt içeyim. Bir de Swann’ların Tarafı var bana Kore dizilerine sardım diye trip atan. Biraz da onun gönlünü almalıyım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.